Googlenın İstediği Oldu!

ABD’de sonunda Google’ın istediği oldu Beyaz Saray’dan yapılan gizlilik politikası kuralları hakkındaki açıklama Google için büyük bir zafer oldu.

Washington’da milletvekilleri Silikon Vadisi’ndekilerin çevrimiçi reklam satışı için önemli olan tüketici verilerini toplamak için harekete geçmesinden endişeye kapıldı. Web şirketlerinin bu çabalarını engellemek için kanun teklif edildi.

Bir yıl süren müzakereler sonunda, Perşembe günü Beyaz Saray’da gizlilik kurallarının çerçevesi açıklandı. Buna göre web tarayıcılarda web şirketlerinin sayfalarına “Takip Edilmek İstemiyorum” butonu koyarak gizlilik verilerini vermek istemeyen kullanıcılara tercih hakkı verilmesini kararlaştırdı.

Bu kararla teknoloji devleri, özellikle Google, rahat bir nefes aldılar. Bu koşullarla başta Google olmak üzere web şirketleri Washington’a büyük ölçüde kendi şartlarını kabul ettirmiş oldular.

Dijital Demokrasi Merkezi direktörü Jeff Chester, “Beyaz Saray’daki açıklama Google gizlilik politikası için büyük bir zaferdir,” diye açıklama yaptı.

Bu zafer başta Google’ın Washington’daki siyasi gücünün bir göstergesi oldu.

Google firması Obama yönetimi ile ilişkilerinde çok rahat olduğunu milletvekillerinin eleştirilerini etkisiz hale getirerek gösterdi.

Google’ın lobi faaliyetlerindeki en önemli faktörleri eski bir Beyaz Saray ekonomi danışmanı olan yönetim kurulu başkanı Eric Schmidt ve Google’ın küresel kamu politikası eski başkanı, Obama’nın yardımcısı teknoloji şefi Andrew McLaughlin.

Alıntıdır

İnternette Düşük Hıza Ceza!

İnternet servis sağlayıcıları artık hız taahhütlerine uymak zorunda. Yıl içinde aynı durum iki kez tekrarlayan operatör, cirosu oranında ceza ödeyecek.

İnternet kesintilerine ve düşük hıza ceza geliyor. Pazar payı yüzde 4’ü geçen servis sağlayıcılar, hizmet kalitelerini aylık olarak raporlamak zorunda kalacak. Abonelerden gelen şikâyet bildirimlerine göre Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından takip edilen bu işlemler yaptırımlarla desteklenmiş olacak. BTK tarafından hazırlanan yönetmelikten sonra 23 Şubat tarihinde yayınlanan tebliğ ile uygulamanın detayları belli oldu. Servis sağlayıcılar sözleşmede belirtilen en yüksek hızın 1 ay boyunca ortalama yüzde 75’ni tutturmak zorunda.
 
ŞİKÂYETLER BTK’YA
 
İnternet abonelerine taahhüt edilen en yüksek hız konusunda internet servis sağlayıcılar sorumluluk almış olacak. Hizmet kalitesi konusunda yapılacak şikâyetler BTK yetkilileri tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılacak. Yönetmeliğe göre servis sağlayıcı ile abone arasında yapılan sözleşmede yazan hız aylık raporlar halinde kaydedilecek. Yüzde 75’lik sınırın altına düşülürse servis sağlayıcı kurum BTK yetkilileri tarafından uyarılacak ve uyarı aldığı duyurulacak. Eğer bu düşüş 1 yıl içinde tekrarlanırsa servis sağlayıcı şirket cirosu ölçüsünde para cezası alacak. Yönetmeliğe göre kapsam dahilinde olacak şirketlerin pazar payının yüzde 4’ten fazla olması gerekiyor. BTK pazar payı verilerini önümüzdeki haftalarda açıklayacak. TTNET, Turkcell, Superonline dışında yükümlü şirketler belli olacak.
 
Önce uyarı sonra ceza

 
Aboneler sözleşme koşullarına uymayan servis sağlayacılar hakkında şikayetlerini BTK’ya bildirecek. BTK yetkilileri şikayet sonucunda abonenin kullanım raporlarını servis sağlayıcıdan istiyor. Servis kalitesindeki düşüşün nedenleri konusunda servis sağlayıcıdan açıklama isteniyor. Eğer açıklamada şirketin sorumlu olduğu tesbit edilirse ilk olarak şirket uyarılıyor ve duyuruluyor. Tekrarlanırsa para cezası uygulanıyor.

Alıntıdır

Nuh Tufanıyla İlgili Yeni Teori!

İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek, Nuh Tufanı’na ilişkin çarpıcı bir teori ortaya attı ve iddiasını Kur’an-ı Kerim’den örneklerle ispatlamaya çalıştı.

İnsanlık tarihinin en önemli ortak hikayelerinden biri olan ve Kur’an-ı Kerim’de de geçen Nuh Tufanı’nın nasıl gerçekleştiği bilimsel olarak henüz kanıtlanabilmiş değil. İslamiyet öncesi Türkler dahil olmak üzere Sümerler, Asurlar ve Babiller, Tufan konusunda önemli veriler bıraktıkları gibi, İncil, Tevrat ve son olarak Kur’an-ı Kerim gibi kutsal kitaplarda da Büyük Tufan anlatılmaktadır. Ancak Büyük Tufan’a neden olan suyun nereden gelip nereye gittiği, Tufan’ın tüm dünyada mı yoksa sadece bir bölgede mi olduğu, ya da Tufan’dan sadece gemiye binenlerin mi yoksa başkalarının da mı kurtulduğu gibi sorular henüz bilimsel olarak cevap bulamadı.

Bu sorulara cevap arayan bilim adamlarından birisi de İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek. İddialarını kendi kurduğu www.yavuzornek.com adlı internet sitesinde yayınlayan ve bilimsel verileri de paylaşan Dr. Yavuz Örnek, bilinen Tufan teorilerine farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak çok çarpıcı bir iddiayla gündeme geldi. Yavuz Örnek, “Bazı bilim adamları dünyaya yakın geçen bir gök cisminin yeraltı sularını yeryüzüne çektiğini ve şiddetli yağışların olduğunu tahmin etmektedirler. Bizim burada ileri süreceğimiz teoride de bir gök cisminin etkisi olduğu vurgulanacaktır. Ancak bugün dünyadaki bütün yeraltı sularının tamamı yeryüzüne çıksa bile bir Tufan için yeterli değildir. Zaten bunu söyleyenler Tufan’ın bütün dünyada değil sadece bir bölgede olduğuna inanmaktadırlar. Kendileri de bilmektedir ki yeraltının bütün suları dünyayı kaplamaz” diyerek teorisinin başlangıç kaynağını açıkladı.

“BU ASTRONOMİK BİR OLAYDI”

Yaptığı araştırmalar sonucunda Tufan’ın astronomik bir olay olduğuna inandığını belirten Yavuz Örnek, “Tufan’da yeraltından suların fışkırdığı ve şiddetli yağmurların yağdığı Kur’an-ı Kerim’de bildirilmektedir. Tevrat’ta ve İncil’de ve hatta bazı çok eski yazılı kaynaklarda da bundan bahsedilmektedir. Yerden suların kaynaması yeraltı sularının yeryüzüne çıkması anlamı taşır ki bunun fiziksel bir olay sonucu olduğu apaçıktır. Yeraltı sularının yeryüzüne çıkmasını bazı sebeplere dayandırabiliriz. Birincisi mağmadaki hareketlenme. Bütün dünya çapında mağmada yeryüzüne doğru bir hareketlenme olduysa yeraltı suları ısınarak yeryüzüne çıkabilir, sıcak olduğu için buharlaşarak şiddetli yağmurların yağmasına sebep olabilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de yerden su kaynıyordu deniliyor. Tabi ki bu yerden su fışkırıyordu manası da taşır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen ‘tandır’ kelimesini bazı tefsirciler dünya, yer olarak tefsir etmişlerdir. Yani bu ayetten yeraltından sıcaklığın yeryüzüne doğru çıktığını anlayabiliriz. Dünyanın ısısında bir artışın olduğu muhakkak. Buna sebep olanda mağmadır. Mağma hareketlendi ise dünya yüzünde şiddetli depremlerin olması gerekiyor ki Altay Türklerinin tufan efsanesinde şiddetli depremlerin olduğu belirtiliyor. Yeryüzüne veya yeryüzüne yakın yerlere bazı yerlerde mağmanın çıkması mümkün. İşte bu Tufan’ın ne zaman olduğu hakkında bize bilgi verebilir. Mağmanın da hareketlenmesine sebep olan ya bir iç hareketlenme veya astronomik bir olaydır. Biz öyle inanıyoruz ki bu astronomik bir olaydı”.

“YERDEN YUKARI KAYNAYAN SULARDAN MAKSAT YERYÜZÜNÜN AŞIRI ISINDIĞIDIR”

Hazreti Nuh’un gemisine bitkilerin de alındığını belirten Dr. Yavuz Örnek, “Gemiye deniz ve tatlı su canlıları ve bitkileri de alındı. Altı ay su altında kalan her bitki ölmez. Ancak mağmanın sebep olduğu yüksek sıcaklıktaki sular bitkilerin ölümüne sebep olur. Yeryüzünde bazı katmanlarda bulunabilecek veya mevcut bulunmuş hayvan kalıntılarının yaşı orada bulunan bitki kalıntılarının yaşı ile aynı ise bunun tufandan kalma ihtimalini arttırır. Bütün dünyada bütün bitkiler ve bütün hayvanlar aynı anda ölüyorsa muhakkak bir iz kalmıştır. Gemiye hem bitkiler, hem hayvanlar hem de insanlar alınmıştır. Ancak gemiye deniz canlıları da alınmıştır. Çünkü o sıcak ve asitli suda deniz canlılarının sağ kalması mümkün değildir. Altı ay içinde meyva çekirdeklerinin de su içinde bozulmayacağı söylenebilir ama sıcak su içinde bozulur. O halde yeryüzüne çıkan yeraltı suları çok sıcaktı. Nitekim Kur’an-ı Kerim de bunu haber veriyor. Şahsi kanaatim yerden yukarı kaynayan sulardan maksat yeryüzünün aşırı ısındığıdır” dedi.

“YERALTI SULARI DÜNYAYI BİR TUFAN ŞEKLİNDE KAPLAYAMAZ”

Yrd. Doç. Dr. Yavuz Örnek teorisini şu sözlerle sürdürdü: “Burada çok önemli bir konu gündeme geliyor. Bugün yeraltı sularının tamamı yerüstüne çıksa dahi tufanda belirtilen bir olay olmaz, dünyanın tamamını su kaplamaz. Dünyanın tamamını dağları aşacak kadar su yeraltında mevcut değildir. Hemen şu soru akla gelebilir. O zamanki yeryüzü şekilleri ile şimdiki aynı olamaz. Doğru ama o zamanda dağların veya yüksek tepelerin olduğunu kuranı kerimden anlıyoruz, çünkü Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin Cudi’ye indiği Kur’an-ı Kerim’de yazılı. Cudi Arapça’da dağ veya yüksekçe yer demektir.

Yeraltı sularının dünyayı tamamen kaplayamayacağı bir gerçektir. Peki bu su nereden geldi? Tufandan önce dünyada büyük bir soğuk dönem yaşandığını ve dünyanın büyük kısmını buzulların kapladığını, buzul sınırlarının bugünkü sınırlarından iki üç bin km daha ekvatora yakın bölgelerden başladığını, yeraltındaki mağma hareketi ile bu buzulların eridiğini ve suların dünyayı tufana götürdüğünü düşünelim. Böyle bir olayın dünyayı altı ay su altında bırakmayacağı açıktır. Çünkü sular okyanuslara doğru akarak yeryüzünde suyun birikmesini önler. Okyanus tabanlarının bugünkünden çok daha yüksekte olduğunu farz edelim. Evet bu takdirde dünyada bir tufan vuku bulur ancak buzul çağından önceki havaların normal sıcaklıkta olduğu çağlarda da dünyanın sular altında kalması lazım gelir ki bu mümkün değildir. Yani yeraltı suları ve çözünmüş buzullar tufanın gerçek sebebi değildir.

“SU UZAYDAN MI GELDİ?”

Tufan olayını bilimsel olarak çözebilecek en mantıklı yaklaşımın ‘suyun uzaydan geldiği’ teorisi olduğunu savunan Yavuz Örnek, “Tufana sebep olması mümkün olan başka bir olay daha var. Dünyada bugünkü kadar su yoktu. Su uzaydan geldi. Tufan olayını bilimsel olarak çözecek en mantıklı düşünce budur. Bakın Mayalar ne diyor. “göklerden büyük gürültüler geldi ve ardı arkası kesilmeyen yağmurlar gece gündüz yağdı. Gökler yere iniyordu sanki karalar çöktü ve bir anda her şey sona eriverdi.” Tabi ki sadece mayaların efsanesi ile böyle bir iddiada bulunamayız. Ancak yeraltı sularının ve buzulların dünyada bir tufan oluşturamayacağı da bir gerçektir. Suyun uzaydan geldiğine dair üç delil vardır. Birincisi Kuranı kerimde bildirilen “biz göklerin kapılarını açtık” ayeti kerimesi, yeraltı sularının yetersizliği ve kültürlerdeki bilgiler. Gerçek şu ki tufanın bütün dünyada olduğunu bildikten sonra mevcut şartlar içinde böyle bir tufanın oluşması için dünyada bulunan sudan çok daha fazlasına ihtiyaç vardır ve bu da dünya dışından gelmiştir” dedi.

Örnek, teorisini, “Birinci ihtimal bir kuyruklu yıldızdır. Kuyruklu yıldızlar donmuş su, toz ve gazlardan ibarettir. Dünyanın yörüngesine giren dev bir kuyruklu yıldız tufana sebep olur. Hem çekimle mağmayı tetikler, yeraltı sularını yeryüzüne çıkarır hem de bünyesindeki buzun erimesi ile suyunu dünyaya kaptırır. İkinci ihtimal ay bir astronomik olayla atmosferini kaybetti. Su buharı ve gazlardan oluşan karışım bin yıl gibi bir zamanda dünyaya ulaştı. Üçüncü bir ihtimal dünyaya yakın geçen bir gök cisminin atmosferini dünyaya kaptırması. Dördüncü ve zayıf bir ihtimal dünyanın aydan başka bir uydusu daha vardı. Atmosferini dünyaya kaptırdıktan sonra uzayın boşluğuna gitti. Beşinci bir ihtimal su buhar halinde göktaşları gibi uzayın bilinmeyen bir yerinden geldi” diyerek sürdürdü.

“KUR’AN-I KERİM TEKNİĞİN BUGÜN ÇÖZEMEDİĞİ YÜKSEK FEN İLİMLERİNDEN HABER VERMEKTEDİR”

Teorisine destek olarak Kur’an-ı Kerim’den ayetleri de misal veren Yavuz Örnek, “Kur’an-ı Kerim’de, ‘ey gök suyu tut’ deniliyor. Burada bulutların artık yağmura dönüşmediği anlaşılıyorsa da uzaydan dünyaya su geldiğini bilmediğimiz için sadece o ihtimali düşünüyoruz. Eğer dünyaya uzaydan su gelme ihtimali olduğu fen bilim adamları tarafından bilinseydi o ayetin bu manayı da içerebileceğini söyleyebilirdik. Yine Kur’an-ı Kerim’de ‘göğün kapılarını açtık’ buyruluyor. Göğün kapıları neye açıldı, gelen suya mı? Kur’an-ı Kerim’e mana vermekten son derece sakınan biri olarak şunu hemen ifade edeyim, Kur’an-ı Kerim tekniğin bugün çözemediği yüksek fen ilimlerinden haber vermektedir. Kur’an-ı Kerim’de geçen ilmi konulara açıklık getirmek için yapılan çalışmalar Kur’an-ı Kerim’e mana vermek değildir. Nitekim ‘iki deryayı ayrı tutan Rabbin’ ayetinin hikmetini anlamak için denizleri ayıran boğazlarda ilmi araştırma yapmak kurana mana vermek değildir o ayetin bildirdiğini bulmaktır, anlamaktır. Bizim de burada yaptığımız aynıdır. ‘Ey gök suyunu tut’ ayetinde bildirilen bulutlar mı yoksa uzayın bir yerinden gelen su mu. Diyelim ki su uzaydan geldi. Uzay boş olduğu için su moleküllerinin uzayda su şeklinde bulunması imkansızdır. Çünkü devamlı çarpışan su molekülleri birbirlerini itecekleri için su haline gelemezler. Ancak su molekülleri birbirlerini çektikleri için çok düşük yoğunlukta buhar halinde bulunabilirler. Mesela ayda su var deniliyor elbette ki ayda su olamaz çünkü derhal buharlaşır ama çok soğuk bir bölgede buz halinde toprağın altında bulunabilir. Toprağın üstünde buz halinde de bulunamaz çünkü buzun yüzeyinde de buharlaşma olur. Ayda su varsa çok soğuk bir bölgede yani ayın kutuplarında eksi 180 derece civarında, buz halinde ve beton gibi sertleşmiş, kayalaşmış toprağın altındadır” dedi.

“PEKİ DÜNYAYI KAPLAYAN SULAR NEREYE ÇEKİLDİ”

Tufan’a neden olan aşırı yağmurların ve suyun Tufan’dan sonra nereye gittiği sorusunun cevaplanamadığına da dikkat çeken Yavuz Örnek, “Peki dünyayı kaplayan bu sular nereye çekildi? Bir kısmı yeraltına gitti, nitekim Kur’an-ı Kerim’de ‘ey yer suyu yut’ denilmektedir. Ancak yukarıda da değindiğimiz gibi yeraltına giden sular dünyayı kaplayacak kadar değildir. Peki suyun gerisine ne oldu? Tufanın altı ay sürdüğü bildiriliyor. Bu altı ay içinde çok şiddetli bir kış ile suların bir kısmı kuzey ve güney yarım küresinde buzullaştı. Mağmadaki hareketlenmeden dolayı üstüne binen ağır su kütlesinin etkisi ile okyanus tabanları çökmeye başladı. Karalar ise bazı yerlerde yükselmeye başladı. Çökmenin bugün bilinen jeolojik çökmelerden çok daha hızlı olması gerekir. Takip eden yıllarda suların bir kısmı yeraltına giderken bir kısmı da çöken deniz tabanlarına kayarak suların karalardan yavaş yavaş çekilmesine sebep oldu. Suların bir kısmı da buzulları oluşturarak su seviyesinin düşmesine sebep oldu. Tufandan önce dünyada yüksek dağlar yoktu denizler ve okyanuslar bu kadar derin değildi. Mayalar tufanda karaların çöktüğünü haber vermektedirler. O halde bir buzul çağının hemen akabinde dünyaya yakın geçen bir gök cismi tufana sebep oldu denilebilir. Ve bu gök cisminden yayılan toz bulutları yüzünden dünya yeterli güneş ışığını alamadığı için çok şiddetli bir kış yaşadı. Böyle bir olay olduysa denizaltındaki karaların iç kısımlarında ve buzulların içinde bu kalıntılara rastlanabilir. Nitekim son zamanlarda buzul tabakaları arasında radyoaktif kalıntılara rastlanmıştır. Ayrıca Altay Türklerinin tufan efsanelerinde tufandan sonra şiddetli soğukların olduğu yazılıdır” şeklinde konuştu.

“Tufanda dünyaya doğru uzaydan milyarlarca ton tutan bir su bulutunun veya bir kuyruklu yıldızın gelmesi büyük bir ihtimaldir. Yerin çekim gücüne kapılarak atmosfere karıştı ve şiddetli yağmurları oluşturdu. Meçhul gök cisminin çekimi ile mağma da yeryüzündeki buzulları eriterek dünyayı su kapladı. Suyunu kaptıran bu gök cismi bilinmeyen bir gök cismi olabileceği gibi dünya yörüngesinden ayrılan bir uydu veya şimdiki tek uydumuz da olabilir.”

Alıntıdır

Arı Kayıplarında Kaygılandıran Artış!

Bal arılarında, 2006’dan bu yana görülen koloni kayıpları ve özellikle ABD’de ortaya çıkan “koloni çöküş sendromu” olgusu dünyayı kaygılandırmaya devam ediyor.

Kayıpların kapsamıyla ilgili bugüne kadar süregelen bilgileri sistemleştirmek için Avrupa, Kuzey Amerika, Çin, İsrail ve Türkiye’de yapılan sistematik araştırmaların sonuçları, ilk kez “Journal of Apicultural Research” adlı uluslararası dergide yayımlandı.
 
Araştırma, Uluslararası COLOSS (Bal arısı koloni kayıplarının önlenmesi) ağını oluşturan 35 bilim adamı ve Kuzey Amerika’da Bilgilendirilmiş Arı Ortaklığı (BIP) kuruluşundan 15 bilim adamından oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirildi.
 
COLOSS sonuçlarına göre; Avrupa’daki ortalama bal arısı kayıpları, 2008-2009 kışında yüzde 7-22, 2009-2010 kışında ise yüzde 7-30 arasında değişim gösterdi. Çalışmaya katılan tüm ülkeler için 2009-2010 döneminde yaşanan kış kayıplarının, 2008-2009 dönemindeki kış kayıplarından çok daha fazla olması önemli bir bulgu olarak kaydedildi. 2009-2010 yılında Güneydoğu Avrupa ve Çin’in 5 bölgesindeki kış kayıpları düşük çıktı. Kanada’nın 6 bölgesinde gözlenen kayıplar yüzde 16-25 arasında seyrederken, Nova Scotia’da yüzde 40’lık yüksek bir kayıp gözlendi. Birbirini izleyen 5 sene boyunca ABD’deki kış kayıplarının yüzde 30 civarında olduğu kaydedildi. Anket katılımcılarının, 2010-2011 kışında ortalama olarak kolonilerinin yüzde 38.4’ünü kaybettikleri bildirildi. ABD’de ise koloni kayıplarının toplamı ise yüzde 29 çıktı.
 
Birçok ülkede, amatör arıcıların (1-50 koloni ya da arılı kovan), orta seviyede (51-500 koloni ya da arılı kovan) veya ticari arıcılıkla uğraşan arıcılardan (500 artı arılı kovan), 3 sene boyunca daha fazla kayıp verdikleri gözlendi.
 
Uluslararası Arı Araştırmaları Derneği (IBRA) Bilim Sorumlusu ve Arı Bilimi Araştırmaları Dergisi (JAR) Baş Editörü Norman Carreck, konuya ilişkin olarak “Kayıp oranları ülkeden ülkeye büyük oranda değişmekle beraber, bu sonuçlar bal arısı koloni kayıplarının devam etmekte olduğunu göstermektedir. Bu durumun sebepleri konusunda kesin yargılara varamıyor olsak da, öne çıkan tek bir nedenden çok, pek çok faktörün birlikte etkili olduğu açıktır” ifadelerini kullandı.
 
Türkiye’deki durum
 
Çalışmanın Türkiye ayağı ise TÜBİTAK ve Türkiye Arı Yetiştiriciler Birliğinin katkılarıyla gerçekleşti. Türkiye’de 2009 yılında ortalama kayıp yüzde 15, 2010 yılında yüzde 22, 2011 yılında ise yüzde 25 civarında oldu.
 
Konuya ilişkin çalışmayı yorumlayan ODTÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Kence, arı kayıplarının birbirini izleyen yıllarda giderek artmasının, ilerisi için kaygı verici sinyaller sunduğunu söyledi.
 
Bal arılarının ekonomik önemi
 
Koloni kayıplarını önleme ağının amacının, arı kayıplarının nedenlerini belirlemek ve bu nedenlere karşı önlemler alarak arı kayıplarının önüne geçmek olduğunu ifade eden Kence, araştırmanın en önemli sonuçlarından birisinin arı kayıplarının tek bir nedene bağlanamayacağı sonucu olduğunu vurguladı.
 
Kence, kayıp nedenlerinin bölgelere ve ülkelere göre değişebildiğini dile getirerek, şöyle konuştu:
“Bu kayıpların önemli nedenleri arasında, son 5-10 yılda arı kolonilerini etkileyen nosema cerenae, İsrail akut paraliz virüsü gibi patojen ve virüsler, pestisitlerin hoyratça kullanımı ve kötü beslenme gibi nedenler bulunmaktadır. Bu nedenlerin önceden belirleyip bunların üzerine gitmek en uygun çözüm olacaktır. Örneğin bizim çalışmalarımızda İsrail akut paraliz virüsüne Türkiye’de rastlanmamıştır.

Nosema cerenae ise oldukça yaygındır. Bu durumda İsrail akut paraliz virüsü için önlem almak pek yarar sağlamayacaktır. Ama nosema ceranae’nin yayılmasını önlemeye çalışmak arı kayıplarını önleyebilir. Bal arılarının ekonomik önemi sadece ürettikleri bal ile ilgili değildir. Çiçekleri tozlaştırarak, bitkilerin verimini artırmadaki ekonomik katkıları, bal üretiminden gelen ekonomik katkıların en az 100 katıdır. Öyle ki yediğimiz üç lokmadan biri arılara bağlıdır. İşte bu nedenle dünya, arı kayıpları konusunda kaygı duyuyor ve bunları önlemeye çalışıyor.”

Alıntıdır

Faydaları Saymakla Bitmiyor!

Fransız, İngiliz ve Japon bilimadamlarının yaptığı araştırma, “GPR120” geninin omega-3 gibi doymamış yağ asitlerinin hücre alıcılarını ürettiğini, genin mutasyona uğramasının insanlarda obezite riskini yüzde 60 artırdığını gösterdi.

Bilimadamları, mutasyona uğramış gene sahip farelerin, yağ ve şeker bakımından zengin yiyeceklerle beslendiklerinde, genin mutasyona uğramamış haline sahip farelerden daha çabuk kilo aldığını gördü. Ayrıca bu farelerde şeker hastalığının geliştiği ve hayvanların karaciğerinin aşırı yağlandığı belirlendi.

Bununla beraber bilimadamları araştırmaya katılan obez 14 bin 500 kişinin yüzde 3’ünde bu mutasyona rastladı. Mutasyonun, karaciğer ve bağırsaklar gibi bazı organların hücrelerinin taşıdığı alıcıları tamamen etkisiz hale getirdiği belirtildi.

Normalde, vücuttaki yağ ile harekete geçen GPR120 geninin alıcısının ensülin ve iştahı kesen tokluk hormonlarının üretimini sağladığını belirten bilimadamları böylece ilk kez omega-3’ün kilo ve metabolizmanın dengelenmesinde rol oynadığını göstermiş oldu.

İngiliz Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, ilerde GPR120 alıcısının obezite ve aşırı kiloya bağlı şeker hastalıklarının tedavisine ışık tutabileceği vurgulandı.

Alıntıdır

20 Bin Metreden Sms Okuyan Uçak!

ABD’den sonra Almanya da insansız uçaklara dev bir yatırıma hazırlanıyor.

Almanya tüm hava sahasını 331 insansız uçaktan oluşan dev bir filoyla koruyacak. “Euro Hawk” tipi insansız araçlar 20 bin metre yükseklikte yerdeki bir SMS’i okuma kapasitesine sahip.

Alman Der Spiegel dergisinin haberine göre, Alman ordusu ve emniyeti şu anda 331 insansız uçaktan oluşan dev bir filoyu bünyesinde barındırıyor. Alman hükümeti söz konusu filoyu sadece olası terör saldırılarında değil, başka alanlarda da kullanmak için harekete geçti.

Hükümetin yeni planına göre, sivil havacılığı da kapsayacak şekilde ülkenin tüm hava sahası insansız uçak Euro Hawk’lar tarafından denetlenecek. İnsansız uçaklar orman yangınlarını önlemek için denetim uçuşları yapmanın yanı sıra, Almanya’da yaşayan vahşi havyanların sayım işlemlerinde de kullanılacak.

İnsansız uçak Euro Hawk’ların özelliklerine baktığımız zaman bu araçların çok amaçlı kullanılmasının olanaklı olduğu daha iyi anlaşılıyor. Euro Hawk’lar 20 bin metre yükseklikte yerdeki bir SMS’i okuyabildiği gibi, yine yerdeki bir telefon yada telsiz konuşmasını dinleyebiliyor.

Euro Hawk’lar gerekli gördüğü zaman yine 20 bin metre yükseklikte bir radyo ya da televizyon yayınını karıştırabiliyor.

İNGİLTERE VE FRANSA’DAN ORTAK PROJE
ABD Başkanı Barack Obama ABD ordusunu gelecekte insansız uçak benzeri teknolojilere daha büyük yatırımlar yapacağını açıklamıştı.

İngiltere Başbakanı David Cameron ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de geçtiğimiz hafta Paris’teki görüşmelerde ortak bir insansız uçak projesinin detaylarını konuştu.

Alıntıdır

Win 7de Aradığınızı Bulun!

Windows 7’de aramayı iyileştirin!
 
Windows 7 altında bir şey aramak size de eziyet gibi geliyorsa bu ipuçlarına kulak verin; kurtulun!

Windows 7’nin arama işlevi, aradığınızı bulmakta oldukça yavaş kalabiliyor. Bu nedenle onu daha faydalı hale getirecek bazı ince ayarları ve ipuçlarını sizlerle paylaşmak istedik.

Başlat menüsünden arayın: Windows Gezginindeki arama çubuğundan arama yaptığınızda, tüm bilgisayar yerine sadece geçerli klasör aranır. Bu sayede başarılı sonuçlar alabilirsiniz.

Tüm bilgisayarınızı aramak için Başlat Menüsündeki arama çubuğuna aradığınız dosyanın adını yazabilirsiniz.

Dosya içeriklerini arayın: Windows, varsayılan olarak dosyalarınızın içeriklerini de arar ve örneğin arama metniniz, bir belgenin içerisinde geçiyorsa onu gösterir. Ancak bu, her zaman çalışmayabiliyor zira Windows, tüm dosyaları dizine kaydetmemiş olabiliyor. Her zaman tüm dosyaları aratabilmek için Windows Gezgininde Düzenle menüsünü açın ve Klasör ve Arama Seçenekleri düğmesine tıklayın. Açılan pencerede Ara sekmesine tıklayın ve “Her zaman dosya isimlerini ve içeriklerini ara” kutucuğunu işaretleyin. Bununla beraber iki seçenek de dizin konumları dışındaki konumları aramıyor gibi görünüyor.

Hangi uzantıların içeriğinin aranabileceğini seçin: Windows’un tanımadığı dosyaların da içeriklerini arayabilmek için Başlat Menüsünü açın ve “Dizin Oluşturma Seçenekleri”ni arayın. En üstte çıkan sonuca tıklayın ve ardından Gelişmiş düğmesine tıklayın. Dosya Türleri sekmesinde listeye yeni uzantılar ekleyebilir veya varolan dosya türlerini düzenleyebilirsiniz.

Dizine dosya ekleyin: Windows, varsayılan olarak Başlat Menüsünü, Users klasörünü ve çevrimdışı dosyalarınızı arar. Ancak dosyalarınızı farklı bir konumda depoluyorsanız, bu klasörü dizine iki yolla ekleyebilirsiniz. Ancak ne kadar çok klasör eklerseniz aramanın o kadar yavaş olacağına dikkat edin ve mümkün olduğunda az klasör eklemeye çalışın.

En kolay yol, klasörü Kitaplıklar içerisinde oluşturmaktır. Zira Windows, kitaplıkları otomatik olarak dizine kaydeder. Diğer bir yol ise Başlat Menüsünden Dizin Oluşturma Seçeneklerini açıp Değiştir düğmesine basarak istediğiniz klasörü dizine dahil etmektir.

Arama filtrelerinizi kendiniz yazın: Windows Gezgininin arama kutucuğu, Değiştirilme Tarihi, Tür, Tip gibi arama seçenekleri sunuyor. Bu seçenekler bulunduğunuz klasöre göre değişebiliyor. Gösterilmeyen bir filtreyi kullanmak istediğinizde, bu filtreyi elle yazmanız her zaman mümkün (örneğin değiştirmetarihi:geçen hafta fatura2).

Alıntıdır

Apple Parayı Koyacak Yer Bulamıyor!

480 milyar dolarlık piyasa değerine sahip Apple’ın, yöneticileri tahminlerinin üzerinde satış yapılması sonucu oluşan 97 milyar dolar para ile ne yapacaklarını bilmediklerini açıkladı.

480 milyar dolarlık piyasa değeriyle dünyanın en büyük şirketi olan Apple’da Ağustos ayında CEO’luk görevini üstlenen Tim Cook, şirketin elinde ‘ihtiyaç duyulanın çok üzerinde bir miktar para’ olduğunu ve bu parayla ne yapacaklarını bilemediklerini açıkladı.
 
Apple’ın piyasa değeri, Nasdaq’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerlerinin yüzde 16.4’üne denk gelirken, şirketin küresel akıllı telefon pazarındaki payı da 2011 için yüzde 38’i buluyor. Durum böyle olunca, şirket CEO’sundan gelen açıklama insana ‘Allah başka dert vermesin’ dedirtebiliyor. Cook, Apple’ın Cupertino, California’da düzenlediği yıllık toplantıda, “Apple’ın elinde şu anda 97.6 milyar dolar peşin para bulunuyor ve yatırımlarımız da yıllık bazda yaklaşık üçte iki oranında büyüme kaydetti. Bugün elimizde, şirketimizi döndürmemiz için gerekli olan rakamın çok üzerinde bir para var” şeklinde konuştu. Cook, “Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerimiz aktif bir şekilde bunca parayla ne yapılması gerektiğini tartışıyor” dedi.
 
Apple’dan gelen bu açıklamalar şirketin elindeki parayı satın almalara yatıracağına dair beklentiyi körüklerken, bazı hisse sahipleri bu kazancın temettü ya da hisse geri satın alma şeklinde yatırımcılara geri verilmesi çağrısında bulundu. Analistler den gelen öneri ise Apple iTV gibi bir proje hedefi olan şirketin elindeki parayı film ya da tv prodüksiyon işine yatırım yapması yönünde oldu. Apple’ı eleştiren kesim ise şirketin Çin’deki çalışanlarının maaşlarını arttırması gerektiğini savundu.

Alıntıdır

Cep Telefonunun Fendi Bilgisayarı Yendi!

Araştırmaya göre geçtiğimiz yıl akıllı cep telefonu satışlarının bilgisayar satışlarını geçtiği görüldü.

Bilişim dünyasında geçtiğimiz yıla yönelik değerlendirmeler yavaş yavaş tamamlanırken, kullanıcı tercihlerinin bilgisayar dünyasının geleceğini bellirlediğine de şahit olunuyor.
 
Canalys araştırma şirketinin raporundan derlenen bilgilere göre, geçtiğimiz yıl 414 milyon bilgisayar satılmasına karşın 487 milyon akıllı cep telefonu kullanıcılarla buluştu.
 
Çeyrek aylık periyotlar değerlendirildiği zaman ise 2011 son çeyrekte 2010’un aynı dönemine göre yüzde 57 artışla 160 milyona yakın akıllı cep telefonu satıldı.

Alıntıdır

Anonymous Grubundan 6 Kişi Tutuklandı!

İspanyol polisi Anonymous grubuna bağlı olduğu düşünülen 6 şüpheli kişiyi yakaladı.

İspanyol polisi yetkilileri Perşembe günü sözde grup Anonymous’a bağlı olduğu söylenen 6 şüpheli kişiyi tutukladı. Tutuklama olayından sonra Anonymous İspanyol Ulusal Polis resmi sitesine saldırıya başladı.

Şuan için 6 kişinin tutuklanması yetkililer tarafından teyit yada inkar edilmedi. Yetkililer, ancak korsanlara karşı büyük bir operasyon gerçekleşmekte olduğunu doğruladı.
 
Anonymous üyeleri Twitter’de “6 kişi tutuklandı biz biliyoruz onlar anti-hack hakkında konuşuyor bekle bizi geliyoruz” diye yazdı.
 
Anonymous geçen yıl yine böyle bir tutuklama sonrası İspanyol milli polisi hedef alıp saldırmıştı.

Alıntıdır